FRANSIZ TIP AKADEMİSİ’NE GÖRE HAZRETİ MUHAMMED’İN ‘A.M’IN ŞUURU TAMDIR

ek-kapakTürkiye Gazetesinin kütüphanesi ya da kütüphanesinin bir bölümü tasfiye edilmiş. Hurdaya çıkarılan binlerce kitabın üstünde “Orhan Karmış Kitaplığı” kaşesi var. Kitapların %80’i dini, geri kalanlarsa siyasi. Dini kitap dersek de yanlış anlaşılmasın, içerisinde tefsir, hadis, kelam, fıkıh ve tarih felsefesi kitapları yok. Kitapların kahir ekseriyeti “Evliyaların mübarek sakalları”, “Şeyhimin faziletli uçan seccadesi”, “Evliyalarımızı terk edenlerin kafalarına kayaların yuvarlanması”, “Şeyhim aleyhine konuşanın feci akıbeti” gibi, ancak Orta Çağ Hıristiyan köylülerinde bir karşılık bulabilecek kitaplar. Böylelikle TGRT Belgesel, Samanyolu veya Kanal 7 gibi TV’lerin yayınladığı dizilerin nerelerden beslendiğini anlamış oluyoruz. Siyasi olanların tamamı ise Süleyman Demirel’le ilgili olup biyografi tarzında; “Dünyamızı Kamer gibi aydınlatan kel kafası”, “Sofralarımıza bereket getiren mübarek göbeği”, “Nice büyük fikrin membaı olan gerdanı”vs. Siyasi kitaplar Dr. Enver Ören beyefendiye imzalı ve ithaflı. Bunca kitabın içerisinden tek bir kitabı seçerek tahlil ve tenkit etmeye çalışacağım. Bunu yapıyorum, zira böyle bir kitaplığa sahip kimselerin ontolojik bilinç düzeyleri anlaşılsın/bilinsin.

Kitabın yazarı Prof. Dr. Feridun Nafiz Uzluk tıbbiyeli; Mevlevi kökenli bir aileden geliyor. Belki de İslam’ın yerel yorumuna sahip olduğu ya da İslami bütünü temsil etmeyen folklorik bir kimlikle yaşadığı için, rejimin engellerini aşıp akademisyen olabilmiş. Ama 27 Mayıs İhtilaline kadar; zira 147’liklerden. Kitabın kapağında “Doğumunun 1400’üncü yıldönümü dolayısıyla” ibaresi var. Kitapların iyi birer hediye oluşunu yanlış anlamış olsa gerek. Güven Matbaası Ankara’da, 1970 yılında basılmış. Kitap aynı zamanda “Uluğ, Kutluğ, İnanç, Alpgazi Türk milletine armağandır” ibaresiyle muğlak bir şeyeithaf edilmiş. Bu kelimelerin ne manaya geldiği, sayfanın aşağısında açıklanmaya çalışılmış; örneğin ‘Kutluğ’ mübarek demekmiş? Türk milletine Moğolca hitap etmeyi, hocaya yakıştıramadım.

Kitabın konusuna gelirsek, Uzluk Bey Almanca bir tıp kitabını okurken, yer yeratıflarda bulunulan bir makaleye rastlar. Jean JacquesBeaux isminde bir Fransız, Hz. Muhammed’in akıl hastası telakki edilip edilmeyeceğine dair, Fransız Tıp Akademisine bir rapor sunar. 17 Mayıs 1842 tarihinde bir heyet toplanarak raporu mütalaa eder ve akıl sağlığının yerinde olduğu sonucuna varılır. Heyet içerisinde Guillame Marie AndreFerrus gibi devrin meşhur psikiyatrı da vardır. Uzluk, bu raporun bir kopyasını talep eder ve akademi de gönderir. Raporun aslını tercümesiyle birlikte neşreder. Kitap Fransızca-Türkçe paralel metin.

Bir Mevlevi ve Tıp Profesörü niçin böyle bir izah ve ispata ihtiyaç duyar? Söylediğine göre, Osmanlı devletinin çöküş sürecinde dini inançlar zayıflamış, her önüne gelen din aleyhine atıp tutmuş(Abdullah Cevdet’in çeviri kitaplarını buna örnek gösteriyor). Bilahare bi-din kesim gemi azıya almış ve meseleyi peygamberin akıl sağlığına kadar vardırmış. Bunlardan birisi de, Adli Tıp Profesörü Behçet Kamay’mış. Adli tıpla ilgili yazdığı bir eserde, Hz. Muhammed’i ‘Epilepsi hastası meşhurlar’ listesine almış.Bunlara cevap vermesi gerekenlerin de yine tıbbiyeli olması gerektiğini vurgulayan Uzluk, bu beyanına rağmen cevap işini Fransız Tıp Akademisine havale etmiş.

İslam dünyasının gerilemesini anlamlandıramamak,art arda kaybedilen harplerin getirdiği moral bozukluğu, yoksulluk ve Kemalist mezalim; o devrin okumuşlarını birer klinik vaka haline getirmiştir. Çarpık, yaralı ve melez bilinçler. Batıya karşı derin bir kompleks, İslami ontolojiden kopuş, sürekli bir ispat ve ikna çabası, tedirgin ve titrek üsluplar… Kemalist tek parti döneminde İslam’ın sadece yerel yorumuna müsaade edilmiştir. Bu o kadar baskındır ki; Uzluk, bir matbaa açar ve Asım Köksal’ın İlmihalini neşreder. İlmihal bastığı için kendisine, günümüz tabiriyle  ‘Mobbing’ uygulanır.

O dönem için bu tür yaralı bilinçler anlaşılabilir, sakat olan taraf bunun sürdürülüyor oluşu. Bu çarpık bilinçlerden kimlerin beslendiğini görüyoruz. Hz. Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir; şüphesiz! Mamafih Fransız Tıp Akademisinden ‘şuuru tamdır’ raporu almaya, milletçe ihtiyacımızın olduğu da açıktır.

Avrupalıların peygamber hakkında en çok ileri sürdükleri ithamın çok eşlilik olduğunu vurgulayan Uzluk, Hatice validemizin kendinden on beş yaş büyük olduğunu, hanımı vefat edene kadar evlenmediğini ve aldığı hanımlardan sadece ikisinin bakire olduğunu söyleyerek tuhaf bir müdafaaya girişiyor.

‘Kendisinin müstefrişesi yoktur. Hepsi nikahlı kadınlardır. Erkeklik kuvvetinin fazla olması, onun için bir meziyettir. Biz hekim olduğumuz için pek çok erkek, genç ve yaşlı müracaat ederek kendilerine kuvvet ilacı istemektedir. Hz. Hakkında ise Tanrı, böyle, tükenmez bir hazine ihsan buyurmuştur.’

‘Müstefrişe’ cariye ya da metres manasında kullanılıyor. İslam’da cariyelik kurumu vardır ve özellikle harplerin getirdiği yıkım dönemlerde anlaşılan türlü hikmetleri de vardır. Avrupalılar peygamberin çok eşliliğini niçin eleştiriyorlar? Bazı yazarlar daha açık konuşarak bu durumu ‘kadın düşkünlüğü’ olarak tanımlar. Bu çok eşlilikleri cinsel ihtiyaç zaviyesinden okumak, tam da Avrupalıların istediği şey değil midir? Kaldı ki nübüvvetin alameti, günümüz meczuplarının din diliyle söylemek gerekirse ‘libido-i Şerif’ midir?

‘Hz. M., İsmail’in neslinden, Hz. İbrahim ise Arap ırkından olmadığına göre,Risaletpenah, müstağrep bir Arap olduğunu söylemesi bakımından dikkatimizi çeker. Zaten, Müşarünileyhin, hareketleri de onun Sami soyundan olmadığını gösterir.’ S.4

Hz. İbrahim’in Arap ırkından olmadığını söylemek düpedüz anakronizmdir. Müslümanlar kendilerini ‘Hz. İbrahim’in milletinden, Hz. Muhammed’in ümmetindeniz’ diyerektanımlar. Hz. İbrahim, oğlu İsmail’i Mekke’ye götürüp bırakır. Annesi Hacer anamız zaten cariyedir. Etnos önce anneden kırılmış, bilahare yabancı bir coğrafyada adaptasyona uğrayarak Arap kavmini oluşturmuştur. Kardeşi ise Şam civarına giderek farklı bir adaptasyonla İsrail oğullarını oluşturmuştur. İki etnos kırılarak bir üçüncü etnosu oluşturabilir.Peki, Peygamberin Sami ırkından olmadığını niçin vurguluyor? ‘Kemalist Türkiye’den Faşist İtalya’ya Selam olsun’ başlığını taşıyan gazete manşetlerini görmüşsünüzdür ya da Çankaya Köşk’ünün içerisinde bulunan Pembe Köşk’te, Hitler’den imzalı/ithaflı vesikaları. Avrupalı olmanın şartı antropolojik açıdan da Avrupalı olduğunuzu ispat etmekten geçiyor; Antisemitizm de bunun bir parçası (bizler genelde Yahudi karşıtlığı olarak bilsek de, aslı bütün Samileri kapsar). ‘Hareketlerinden Sami olmadığı anlaşılıyor’ demek ne demek? Japonca konuşuyor, yemeğini chopstick ile yiyor, Katana kullanıyor ve saçlarını Mançuryalı gibi mi bağlıyormuş?

Uzluk’un, Ha’tem’ül enbiyanın Türk olduğunu ima ediyor oluşunu da geçerken belirtelim.

Fransız tıp heyeti Peygamberin hayatını hülasa ederken konu Hicret’e geliyor. Müslüman takviminin bu hadiseyle başladığına değiniyorlar. Uzluk görevden vazife çıkartarak takvim tartışmasına girişiyor.

‘Memleketimizde birisi Hicri-Kameri, diğeri Gregoryen olmak üzere iki takvim kullanılır. 1915 yılında Miladi aylar kullanıldı. 1926 yılından itibaren de miladi sene alınmak suretiyle bu çapraşık takvime son verildi.’ S.8

Hangi çapraşıklık? Ortada kendi medeniyetini terk etmek dışındabir çapraşıklık var mı? Hem Doğulu olup hem de Batılılaşmaya çalışmak başlı başına bir çapraşıklık değil midir? Arap alfabesi de bir çapraşıklık yaratıyor muydu? Uzluk, istediği kadar rejime yaltaklansın, 147’lik olmaktan kurtulamamıştır.

‘İktidarın en üst derecesine yükselen, sahabeleri gözünde Tanrı ile eş bir hürmete, bir riayete mazhar olan (Müslümanlıkta, Peygamberler tanrının kulu, Peygamberi oldukları için bir mahluk Tanrı ile eş olamaz. Bundan ötürü Fransız Profesörlerinin bu inanışları hem yanlış, hem küfrü icap ettirir. Tercüme eden)… S.12

Uzluk, Fransız üstatlarını tekzip ederken, muhtemelen etinden et kopmuştur. Şirkleri kendi beyanlarıyla sabit müşrikleri dinden çıkabilecekleri hususunda ikaz etmek başka neyle açıklanır? Ayrıca bu tekziple beraber, kitabın itibarına gölge düşürmüş oldu. İslam ile Hıristiyanlık arasındaki en temel itikat farkından bihaber bir heyetin görüşlerine,şimdi nasıl güvenilecek?

‘Bazı noksanlar olmadan bütün güzide ‘seçme’ vasıfların niteliklerin toplandığını görmek çok nadirdir. Hz. M.. de hakim olan şey itirazsız olarak imsaksizlikti’. S. 14

‘İmsaksizlik’ kelimesiFransızca ‘I’incontinence’ kelimesinin karşılığı olarak koyulmuş. Bu kelime Fransızcada ‘İdrarını tutamamak, Bel gevşekliği’ manalarına gelen bir tıp jargonu. Paragrafın devamından anladığım ‘Güçlü cinsel istek’ manasında kullanılıyor oluşu. Uzluk açtığı parantezde, sadece hanımların nikahlı olduğunu vurgulamakla yetinmiş. Ayrıca Fransız tıbbiyesi bu durumun elli yaşından sonra ortaya çıktığına ve Hatice validemizin vefatıyla başladığına dikkat çekmiş. İslam’ın konuya olan yorumuna bakmadan, İslam alimlerinin mülahazalarına değinmeden ve bilimsel açıklama da yapmadan burayı hızlıca geçmişler. Bunun dışında ise anormal bir durumun olmadığı ve hatta mükemmel bir kişiliğe sahip olduğu ifade edilmiş.

Daha sonra heyet, J. J. Beaux’un iddialarına geçiyor. İlk iddia Peygamberin asketikyaşamı. Beaux’nun, bunları erdem olarak görmesi gerekirken, O hastalığa yormuş. Heyet cevaben:‘böyle bir vazifeye soyunmuş kişinin düşünebilmek için inzivaya ihtiyaç duyabileceğini; sadeliğiyle önce hayret sonra hürmet ve nihayetinde takdir kazanacağını; bütün kanun koyucu büyük şahsiyetlerin çileci ve mütevazı kimseler olduğunu söylemişlerdir.’ Bu hayat biçimi Fransız Tıbbiyesi tarafından saygınlık ve erdeme yorulmuştur.

‘BU HAREKETLERDE EN KÜÇÜK BİR AKIL HASTALIĞI BİLE YOKTUR’ S.16

Bu cümle kitapta büyük harflerle yazılmış. Böyle şeylere tenezzül etmek; Uzluk’un kendi itikadı hakkında şüpheler içerisinde olduğunun alameti değil midir? Kafirleri, peygamber olduğuna değil de akıl hastası olmadığına ikna etmeye çalışmak, hem asrı saadette yaşanmış bir süreci tekrar etmek hem de ikna edilmeyi bekleyenleri merkeze çekerek durumun hakimi kılmak demektir. Müslüman nüfuz edendir; maruz kalan ve kendini müdafaa eden değil.

Devamında Beaux Peygambere gelen ‘vision’ların ‘Hallucination’ olduğunu iddia ederek Pascal’ı örnek gösteriyor. Cevaben Pascal’ınHalluciationlardan hem kendisinin hem de çevresinin farkında olduğunu ve bunları sürdürmediğini belirtiyor. Oysa Peygamber bunları gerçek olarak almış, tebliğ etmiş ve çevresi buna iman etmiştir.

‘Yüksek sınıftan on kişinin izlediği Ebubekir’i ikna etmiş, inandırmıştı. Bu tarz ile ilerleme, bir akıl hastasının karı değildir.’ S.17

Peygamberin, kendisine nübüvvet geldikten sonra akrabalarına bir ziyafet verdiğini, peygamberliğini ilan ettiğini ve kendisine vekil olarak da 14 yaşındaki Hz. Ali’yi seçtiğini, davetlilerin önce şaşırdığını sonra da kahkahalarla güldüğünü söyleyen Beaux; bu durumun ‘demance’ ‘erken bunama’ olarak alınması gerektiğini iddia etmiş.

‘Şu yahut bu tarzda başlamak lazımdı… İşi önce tehlikeli bir muhaliflik yaratabilecek olan yabancılardan ziyade göz yummağa daha müsaadeli olan yakınlarına açmakta bir nevi maharet olduğu söylenebilir.’ S.17

Heyet burada da bir bunamadan ziyade ‘iyi bir stratejinin kötü uygulanması’ sonucunu çıkartmış.

Devamında Beaux, Hz. Peygamberin bunca eziyete rağmen yoluna devam edişine; onca zenginliği, itibarı, şerefi ve rahat yaşamını terk etmiş olmasına şaşırıyor.

‘Beaux’ya göre özel hayatın lütuflarını teperek, bütün başarı şansından mahrum maceralı bir teşebbüse atılmak için ancak deli olmak lazımdır.’ S.18

İlahi bir körlüğün, aynı zamanda insanı ahlaksız bir sahaya ittiği ortadadır. Fedakarlık insanın en yüksek bilinç seviyesidir. Beaux’nun hayat anlayışıyla bir toplum, çok geçmeden mahvolup gidecektir. Heyetin hazırladığı rapor 1842 tarihini taşıyor; 1948 devriminin hemen arifesi. III. Napolyon gibi ahlaksız ve bir o kadar da ahmak bir adamın, nasıl oldu da Fransa’nın başına geçebildiği, şimdi daha iyi anlaşılıyor. Dahası Beaux’ya göre, Cavaignac tarafından katledilen binlerce devrimci akılsızdı. Öte yandan Napolyon bir milyon Frank’a General Magnan’ı, askerleri beşer Frank artı bir içkiye satın almıştı. Tamamı serserilerden kurulu bu bindirilmiş kıtalarıyla, vatanseverlere kan kusturmuştu. Beaux’ya göre bu bohem kalabalıklar gayet rasyonel davranmıştır; haysiyetli bir hayat yerine soğuk tavuk eti, sarımsaklı sosis ve sigarayı seçerek!

Ve konu Miraç mucizesine geliyor.

‘J. J. Beaux, Hz. M.’in oynadığı azametli roldeki hakiki değerini takdir etmediği, onun işleri ile hareketleri hakkında tarafsız bir hüküm verecek bir yüksekliğe çıkmadığı görülüyor.’ S.21

Hz. Muhammed’in ümmeti, diğer ümmetlere nazaran mucizelerin daha az yaşandığı; sağ duyunun en yüksek olduğu ümmettir. Miraç hadisesine sahabenin kahir ekseriyeti taaccüp etmiştir. Hz. Ebubekir dahi ‘Muhammed söylediyse doğru söylemiştir’ diyerek, mucizeden ziyade, söyleyenin yalan konuşmayacağına şahitlik eder. Günümüz insanı ise bu hadisenin hikmeti hakkında tefekkür etmek yerine, hayatlarını uçan kaçan adam kovalamakla tüketmektedirler. Mucize haktır, lakin bunu sadece peygamberler gösterir ve peygamberler mahvolmuş toplumlara gelir. Mucize beklemek demek, kendi eylemleriyle bir şeyleri değiştirebileceğine dair umudun kalmadığını kabul etmek demektir. Raporda ise bu duruma vurgu yapılmış, ahalinin insan üstü işler beklediğini ve Peygamber Miraç hadisesini anlattığında herkesin yüz çevirdiğini, dolayısıyla bir daha bu konulara girilmediği kanaatine varılmış.

Beaux’nun bir diğer iddiası, Müslümanların sayıca çok az oldukları halde harplerden çekinmemeleri. Bin piyade ve sadece iki atlıyla; üç yüz süvari ve üç bin piyadelik müşrik ordusuna karşı harbe girişmeyi, Beaux pek akıllıca bulmuyor. ‘Önce tedbirsizlik, sonra aşırı bir cüret deyiniz, fakat ne münasebetsizlik, ne delilik!… Fransa ihtilalindeki büyük muharebelerde gözlerimiz önünde geçen-bunun gibi binlerce örneği-söyleyemez miyiz?’ S.22

Genç Napolyon İtalya seferi öncesinde askerlerine şöyle seslendi: ‘Askerler! Aç olduğunuzu biliyorum. Fransa size çok şey borçlu. Lakin İtalya çok zengin bir memlekettir. Eğer başarılı olursak bu zenginlikler sizin olacak.’ (Ludwig, Napolyon) Napolyon’un İtalya seferi, muharebe dizilerinden ziyade turistik bir seyahat havasında geçmiştir. Her ay bir krallığı fethetmiş, Fransız Parlamentosu’nu tehdit etmekten de geri kalmamıştır.

Beaux içki ve kumarın yasaklanmasını da pek akıllıca bulmuyor. Zira bu tür zevk ve eğlenceden mahrumiyet, beraberinde bir düşmanlığı da getirebilirdi. Heyet ise olaya farklı açıdan bakmış. Yasakların yerine ‘huri’ gibi cennet nimetlerinin vaat edildiğini ve böyle bir stratejinin delilerin karı olamayacağını vurgulamış.

 ‘O tecrübe ile ayyaşların, kumar oynayanların, aşkta hüzünlü şampiyonlar olduklarını ispat etmiştir.’ S.23

Hazırlık sınıfında üç sene üst üste kalmış bir arkadaşımız vardı. Sabah pijamalarıyla okula gelir ve öğlene kadar uyurdu. Bir gün hoca sinirlenerek ‘eğer uyuyacaksa okula gelmemesini’ söyledi. Arkadaş tek gözünü açarak ‘gelmeyeyim de ne yapayım? Kahvede kumar mı oynayayım, meyhaneye mi gideyim, evde karıyı mı döveyim?’ deyince, hocamız ‘yatmaya devam etmesini’ söylemişti. Başarısız aşkın karşısına kumar ve içkiyi koymuş olması çarpıcıydı. ‘Aşkta kaybeden kumarda kazanır’ derler. Kumar tutkusuyla, başarısız aşklar arasında doğru orantı olduğu açıktır. Kadına karşı ilgi erkeğin fıtratında vardır. Bu alanda oluşabilecek bir boşluğun doldurulması, özellikle avam için pek zordur. ‘Çocuk fakirin servetidir’ derler. Avam, anlamsız ve boş hayatını izah etmek için ailesini öne sürer: ‘her şey onlar içindir’.Para harcama kültürüne sahip olmadıklarından ötürü, çocuklarının geleceğini düşündükleri için para biriktirdiklerini iddia ederler. Velhasıl bu boşluğun doldurulamaması, ciddi toplumsal yozlaşmalara sebebiyet verir. Bir diğeri de, insanların ibadetlerini cennet nimetlerine kavuşmak için yapıyor oluşları. Bi-din entelektüel kesim bunu çıkarcılık olarak görür ve ahlaki bir boşluk arar. Ben deniz böyle düşünmüyorum. Zira Cenab-ı Hak bu nimetleri saymaya değer bulmuştur. Bunun hikmeti, insanın bu nimetleri ulaşmaya değer bulacağından olsa gerektir. Huri meselesinde erkekler olarak birbirimizi kandırmayalım. ‘Tomurcuklanmış memeler’ gayet büyük bir nimettir.

Beaux teyemmüm meselesini ‘ne saçma şey’ diyerek küçümsüyor. Bunu başka bir milletten biri söylese cevap vermeye değer bulunabilirdi. Lakin vebadan kırılmış bir Fransız’ın söylemiş olmasından ötürü, burayı geçiyorum.

Beaux Kabe etrafında dönülüyor oluşunu da garip bulmuş. Heyetin cevabı:

‘Biz Paris’te 1816’da zafer alanında XIV. Louis’ye ait heykelin açılış töreninde ağır başlı devlet ulularının, yüksek memurların, sıçramalar yapmadan, omuzlarını sallamadan üç defa tunç heykelin etrafında döndüklerini görmedik mi?’ S.25

Eğer böyle bir şey yaşandıysa, Fransa ulusunun, Dünya Sağlık Örgütünce oluşturulacak bir psikiyatrlar heyetinden, ‘şuuru tamdır’ raporu alması gerekmektedir. Ayrıca diktikleri heykelleri, karşı devrimler sonucunda yıkmakla meşhurlar. Bu arada heykellerin önünde saygı duruşunda bulunmak, mozoleler inşa etmek ve sene-i devriyelerle o günleri kutlamak; sosyal patolojinin konusu olabilecek bir sapkınlıktır. Bu durumu sayın Uzluk’a, geçerken hatırlatalım (Buradaki o köylü sinsiliğini görmeyeceğimizi mi sanıyor?).

  1. J. Beaux iddialarını şu sözlerle bitiriyor:

‘Hz. M. Sahte ‘İmposteur’ değildi. Zira o, icat ettiği her şeye kuvvetle inanıyordu. O, olağan üstü bir zekası olmayan, alelade vasıfları bulunan BersamHallucination nev’inden bir akıl hastasıydı. Netice olarak eğer Hz. M.’in hastalığı daha başlangıçta belli olsa idi, Arapların bu kanun kurucusu, bir yere kapatılır ve doktrinleri dünyayı alt üst etmezdi’ S.29

‘Şecaat arz ederken merdi Kıpti sirkatin söylermiş’, Beaux karın ağrısını son cümlede ortaya koyuyor. Protestanlığı icat edip, Katoliklerin işini kolayca bitiren buCalvinistler; aynı metodu kullanarak İslam ile başa çıkabileceklerini düşünmüşler. Oysa ilahi vahyin dilinden öylesine ürkmüşler ki, Peygamber’in sözde tutarsız hayatına hücum etmişler. Peygamberin alelade olduğunu söylüyor. Bütün ilmi disiplinlerde paradigmalar oluşturmuş, fenni olarak on beş asırdır çürütülememiş ve altı yüz küsur sayfa manzum denebilecek bir eser vermiş insanın sıradan biri olduğunu mu söylüyorlar? Eğer Peygamberliğini kabul ediyorlarsa iman etsinler; yok etmiyorlarsa şahsiyetini kabul etsinler!

Fransız Tıp Akademisi ikinciyi seçerek sonuç kısmında Peygamberi ‘Le Genius’ ‘Dahi’ olarak tanımlamıştır.

‘Eğer o, farz edilen hayaller kaynağını cennet olarak aldığı, kendisine düşmanları tarafından hakaretle karışık sahtecilik sıfatının izafe edilmesine sebep olan vahiylerle insanları aldatmış ise, bunlar hiç şüphe yok ki Kur’an’ın ispat ettiği gibi iyi, halisane maksatlarla yapılmıştır, kavmini ıslah etmek, onu bağdaş kurup içine oturdukları bilgisizlikten, hayvanlıktan kurtarmak içindir. Sık sık caiz gördüğü bu dindarca hileler, ruhundaki asalet ile iddiası olan amaca yükselmekte kullandığı bir vasıta olarak hak kazanmaktadır.’ S.34 

İslam’da aklın ölçüsü, kişinin taharet alıp alamayacağıdır. Bu kadar aklı olan bir adamın dinen mesul tutulacağı anlaşılıyor. Kaldı ki kitabı kerimde her şeyden bir misal verdik buyruluyor. Akıl etmek, düşünmek ve temaşa etmeksık sık nasihat ediliyor. İlmi açıdan çürütülememiş ve İslam’a aykırı olmamak koşuluyla örf açısından toplumları serbest bırakmış bir dinden söz ediyor. İstişare ise direk Şura isminde müstakil sureyle düzenlenmiş. Bunları, Fransız Tıp Akademisine cevaben söylemiyorum; zira Uzluk başka şeyin peşinde. Aklı sıra Cumhuriyet rejimini kuranları ve onların zalimane uygulamalarını aklamaya çalışıyor. Her kim ki toplumunu kandırmış, aldatmış-velev ki onların faydasına ola-aklını çelmişse Allah ona lanet etsin! Cenab-ı Hak herkesi ayrı ayrı yaratmış, onlara farklı suretlerle tasvir etmiş, yaratılmaya değer bulmuş ve hepsine farklı yetenekler vermişse bunun bir hikmeti vardır. Herkesin bir enaniyet sahası; farklı olma haysiyeti vardır. Toplumuna nesne muamelesi yapmaya, kimsenin hakkı yoktur.

 kitapteatisi-ozel-menuHülasa, Jean J. Beaux’nun durumu ilahi vahiyden kopmuş bir aklın bunalımıdır. ‘Korku Çağı’ diyor Albert Camus; bilimi ve nefislerini kendilerine ilah edinen Avrupa’yı tanımlarken. Her şeyi bilimle izah edeceklerdi fakat her bir keşif bir önceki putu kırınca ‘insan insanın korkusu oldu’ diyor. İlim bizleri Alim olan bir mabuda götürmüyorsa herhangi bir yere de çıkmamaktadır. Bütün bu aklı ilah ve pozitivizmi ilim usulü edinme sonucunda ortaya Anarşizmler, Nasyonal sosyalizmler, Faşizmler, komünizmler ve nihilizmler çıktı. İslam toplumları da bu bunalımın tersini yaşıyor. Onlar da akla veda ettiler. Eşyayı ölçemedikleri için yönetemiyorlar. Her şey üzerlerine geliyor ve tarih içerisinde sürükleniyorlar.

Uzluk ise bu konuyu açıp tartışmakla neyi amaçlıyor? Bu tartışmalar asrı saadette yaşanmış ve kafirler Peygamberi deli, sihirbaz, şair ve kahin ilan etmişlerdir. Kitab-ı Kerim birçok yerinde bu bühtanı tekzip eder. Uzluk Kur’an’ın şahitliğini yeterli bulmamaktan ve Küfre meşruluk katmaktan mahkûm olmuştur. İman ile gittiyse Allah taksiratını affetsin.

Gelelim bu kitaplardan beslenen zihniyete. Senelerce sureti haktan göründünüz. Müslümanlar televizyonlarınızı büyüttü, onların reytingleriyle var oldunuz. Oysa o güne kadar televizyon ‘Deccal’in gözü’ olarak bilinirdi. Medyaya meşruluk kattınız. Samimi olsaydınız neyse, 28 Şubat darbesinden kaçabilmek için kanalınızı her türlü müstehcenliğe açma zilletine düştünüz. İnsanlar bin bir emekle biriktirdikleri sermayelerini size emanet etti. Finans kuruluşlarınızla onca emeği heba ettiniz. Kola boykotlarını istismar edip, kendi kolalarınız ile hem halkı zehirlediniz hem de boykot taraftarlarının moralini bozdunuz; Müslümanları küçük düşürdünüz. O kazulet devre mülklerinizle nice kimseleri tuzağa düşürdünüz. Devre mülkün fiyatını aşan aidatlar koymaktan haya etmediniz. İhanetleriniz saymakla bitmez. Hele o küçük ev aletleriniz… sadece ucuz olduğundan değil ayrıca yerli ve Müslüman imalatı olduğundan satın alınırdı. Darbe sürecinde Süleyman Demirel’le aranızın pek iyi olduğu görülüyor. O yorucu konulara girmek istemiyorum ama patates dininden kimseler olduğunuz da açıktır. Pazarınızın artık kalmadığını ve ümmet içerisinde bir yerinizin olmadığını bilin. Farklı bir paralel yapı olduğunuz bilinmelidir. Ontolojik bilinç düzeyiniz de bir Orta Çağ Hıristiyan köylüsü seviyesindedir.

rozetler-yeni

The following two tabs change content below.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
8 Kişi oy verdi
Ortalama puan: 4,63.
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...
650 kişi tarafından okundu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir