DENİZİ YİTİREN DENİZCİ, YUKİO MİŞİMA

YukimoBiz insanların yeryüzündeki hayatı yitmek ve yitirmek arasında gidip gelen bir sarkaçtan çok neye benziyor? Kim olarak ve neye doğru yitmek bekliyor bizi yazgımızın sonunda. Yahut ne zaman, neyi ve kimi yitirmek… Hakkında bir kaç söz etmeye niyetlendiğim roman “Denizi Yitiren Denizci”nin yazarı Yukio Mişima, Japon edebiyatının önde gelen temsilcilerinden. Biraz gördüğümü söylüyorsam bilinsin ki biraz da gönlümden gerçektir bu diye geçeni söylüyorum ve diyorum ki Mişima da yitmek ve yitirmek arasında gidip gelen sarkacın farkına varan ademoğullarındandır.  Belki de anlattığı hikaye biz insanların büyük adamlar olarak olduğumuz korkak kişinin ve küçük çocuklar olarak olamadığımız cesur kişinin macerasıdır. Neden olmasın diyor ve anlatının anlatısına başlıyorum.

Öncelikle elimdeki kitap Seçkin Selvi tarafından dilimize çevrilmiş ve Can yayınlarınca basılmış. Yayınevi yazara ait diğer altı romanı da Türkçe olarak bastığını girişte ilan ediyor. Çevirilerinin kalitesine ve mizanpajına alışık olduğumuz Can, bu kitapta da o klasik standardıyla karşımıza çıkıyor.  150’yi aşkın kitap eser çevirisi yaptığını öğrendiğimiz çevirmenimiz oldukça iyi bir iş çıkarmış diyebiliriz. Zira çeviri bir eserde aranacak edebi zevki elden geldiğince hissettiriyor eserimiz. 1925 doğumlu yazarımız Mişima ise 1970 yılında başka kitaplara konu olan bir intiharla yaşamına geleneksel Japon intiharıyla son vermiş şanlı imparatorluk yanlısı bir milliyetçidir. Kitabın bir yerinde roman kişisinin dilinden sanki kendi temel yaşam felsefesini fısıldıyor gibi geliyor okuyana: “yaşamın bir-iki basit belirti ve karardan oluştuğunu; ölümün doğum anında kök saldığını ve insanın ömür boyu bu kökü sulayıp yetiştirmekle yükümlü olduğunu düşünüyordu.”

Anlatımızın baş kahramanı 8 yaşındayken babasını yitirmiş 13 yaşındaki Noboru’dur. Babasının ölümünden sonra Yokohama ilinin Naka ilçesi Yamate mahallesi Yado tepesindeki, babasının ince mimari zevkine göre yaptırdığı evlerinde oturmaya devam ediyorlardır.  Bütün yetimler gibi en büyük isteği içten içe kendini çok cesur görmek isteyen ama son derece naif bir hüzün halesi içinde yaşayan bir çocuktur Noboru. Küçük ve varlıklı Kuroda ailesinin bu küçük üyesi denize son derece meraklıdır ve ısrarları sonucu annesini, kendisini limandaki gemilerden birine ziyarete götürmesi konusunda ikna eder. Annesi Fusako Kuroda ise genç yaşta dul kalmış oldukça güzel, alımlı ve zarif bir kadındır. Kocası öleli beş yıl olmuştur ve o günden beri yapayalnızdır. Adeta kendini işine vermiştir. Dünyanın çeşitli yerlerinden özellikle Avrupa’dan gelen lüks eşyalar satan oldukça köklü ve ünlü bir mağazayı işletmektedir. Noboru’nun isteği üzerine bazı yazışmalar yapan Fusako, Takaşima Rıhtımındaki E iskelesine bağlı olan on bin tonluk Rakuyo şilebininin kaptanından davet mektubu almayı başarır. Günü gelip de gemiyi gezmeye gittiklerinde Birinci kaptanı yerinde bulamadıkları için onları İkinci Kaptan Ryuji Tsukazaki gezdirmiş, kadına ve özellikle çocuğa fevkalade kibar davranmıştır.

Kitabın üç ana kişisi Noboru, Fusako ve Ryuji’nin hayatları işte burada hiçbirinin teker teker istemeyeceği dahası beklemedği bir tarzda birbirine geçivermiştir. Kitabın üç ana kişisinin hayatı kitabın tartışmasız en önemli dördüncü karekteri olan deniz ile de burada kesişmiştir. Bu sahne yitmenin ve yitirmenin sahnesidir. Engin ve gizemli denizlerde kocaman gemisiyle seyehat eden, elindeki dev kırbaçla o sonsuz ve vahşi denizi uysallaştıran o yiğit denizci yavaşça kendini ve denizi yitirmektedir kitapta Noboru’nun gözünde. Karaya bağımlı diğer insanlar gibi sümsük, yalancı ve sahtekar biri oldukça onda ilahi bir boşluğun ortaya çıktığına adı gibi emin olan Noboru, hepsi en az kendisi kadar dahice düşünen ve ölümün yüce boşlukları dolduran en yüce yücelik olduğuna inanan çetesi ile beraber denizciyi daha fazla kaybolup karaya hapsolmaktan kurtarmak istemektedirler.

Denizcinin inandığı gibi “onu biryerlerde bekleyen şan ve şeref birden okyanusun ayışığında parlayan gümüş rengi sularından arşa kadar yükselerek” onu içine alacaktır. Onun kaderi kimse gibi olamaz, olmamalıydı çünkü. Noboru ve çetesi Japon ceza hukukuna göre 14’ünden küçüklerin çocuk sayılmasından ve cezai ehliyet sorulmamasından yararlanarak; ilk gördüğünde hayranlık duyduğu o yiğit denizciden son bir kez daha o güzel deniz hikayelerini anlatmalarını isteyecektir.

Buradan ötesi okuyucunun okuma zevkine tecavüz olacağından İyi okumalar dileyerek sözü hitama erdiriyorum. Keyifli okumalar efendim.

rozetler-2

The following two tabs change content below.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
9 Kişi oy verdi
Ortalama puan: 4,89.
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...
724 kişi tarafından okundu

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir