Muammer Kaddafi-Görüşlerim

Besmelenin ardından Nahl Suresinin 125. ayetiyle başlar Libya’nın maktul lideri Muammer Kaddafi’nin kitabı ve bu ayet mealen şöyledir: “Ey Resulüm, insanları Kuran’la, güzel söz ve nasihatle rabbinin yoluna davet et. Onlara karşı en güzel bir mücadele ile mücadele yap. Şüphe yok ki, rabbin yolundan sapanı en iyi bilendir. Ve o hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.” Kendisinin diğer ayetlerle olan irtibatını pek bilmiyorum ama M. Kaddafi’nin görüşlerini sunacağı bir kitaba böyle başlaması oldukça manidardır. Tıpkı kendisinin bu kitapta bahsettikleriyle kendisini ölüme dek götüren çetrefilli amillerin pek de birbirine uzak şeyler olmaması gibi… Düşünmek, düşünmek ve ne düşündüğünü başkalarına söylemek… Açıkçası ileri görüşlü olmak ve bunu diğer insanlarla paylaşmak bazen kaderde pek de bir değişikliğe yol açmıyor. Zira hem idareciler hem de diğer insanlar, bu dünyada gerçekten hak ettiklerini yaşıyorlar. Öteki dünyada neler olup biteceğini ise hep birlikte göreceğiz… Bu duruma belki de en güzel misallerden biri M. Kaddafi’nin tavırları, çeşitli yerlerdeki söylemleri ve bu kitapta ele aldıklarıdır. Bu yüzden burada onun için kâğıda döktüğüm sözler,şüphesiz övgü veya sövgüden daha başka şeyler olacaktır…Tabi ki mesuliyetler ve tavırlar bakımından Libya ahalisinin ahvali de gözlerden ırak edilememeli. Fakat bu konu, görmüş olduğunuz kitap incelmesinin çerçevesini fersah fersah aşar. Yani benim Libya halkını zikretmemden muradım şudur: Hangi Libya halkı? “Bu millet” derken hangi millet? Hangi yayın organın gösterdiği yüz, hangi propaganda? Hele ki mevzu bahis konu dış müdahale nedeniyle hayatıyla birlikte bütün iktidarını kaybetmiş ve insanlara meramını anlatmaktan tamamen aciz ölü bir hükümdarsa. İşte Libya ahalisini zikretmem bunun içindi. ÇünküKaddafi’nin o veya bu sebepten öldürülmesi, maktulün üzerinde pervasızca at koşturmayı gerektirmez. Hele ki bu pervasız kişiler; ardına NATO’yu, BM’yi ve modern kitleleri toplayan; çalakalem yazan, popüler ve hümanist kiralık kalemler iseonlar için yalnızca “ahlaksız” kelimesini sarf etmek dahi ahlaksızlık olur. Çünkü Libya’da yaşanan iç savaşta iki taraf da camileri, okulları, köprüleri, hastaneleri, hâsılı vesaire yerleri yıkmaktan imtina ettiler. Fakat muhaliflerin sığındığı son yer olan Bingazi’nin etrafını Kaddafi güçleri çevrelemeye başladığında ne hikmetse NATO ve BM’nin aklına birden bire bir şehrin haritadan silineceği vehmi geldi. Muhaliflerin veya iktidar güçlerinin zamanında ele geçirdikleri yerler daha önce mevzu bahis edilmemişken bundan sonra NATO uçakları camileri, okulları ve köprüleri sırayla bombalamaya başladı. Tabi ki Kaddafi ve Libya ordusunu da öyle. Bundan sonra Fransız uçaklarının yaptıkları, bütün dünyaya halk devrimi olarak ilan edildi. Zalimlikle itham edilen Kaddafi’nin ölümü, mabadına kazık sokulmaya varıncaya dek, herkese onun katillerinin ondandaha az zalim olmadığını gösterdi… Hümanizmin göbeğinden konuşan dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ise çoktan demokrat tavrını göstermişti bile ve o gün hiçbir insanın ölümüne sevinilmemesi gerektiği gibi boğuk laflar etti. Tabi ki hümanizmin göbeğinden konuşan insanların karnından homurtu şeklinde başka şeyler söylemesi bize yabancı gelen şeyler değil artık… Tıpkı savaş sonrası -emperyalist- NATO kuvvetlerine çekilen petrol peşkeşi -sömürü- ve yine Müslümanların yaşadığı bir diyarın daha kargaşa içine düşmesi gibi. Bunlar artık bize oldukça tanıdık geliyor.Lakin NATO devletlerinden Türkiye’nin sağlık hizmetleri gibi bölgede ne idüğü belirsiz bir görevle yer almasıve sonrasında ucuz petrole kavuşmasına alışabilir miyiz bilmiyorum. Hiçbir dini ve tarihi bağ olmasa bile daha yeni sayılabilecek Türkiye’nin Ayşe’yi tatile gönderdiği Kıbrıs Harekâtı yıllarında, Kaddafi gibi bir adamın Türkiye’nin abileri sayılan başta ABD gibi devletlerin ambargosunu delmesi, bununla yetinmeyip kendi ordusunu Türk Silahlı Kuvvetlerinin emrinde addetmesi dahi Türkiye’nin bu gün yüzünü kızartmaya yeter… Fakat Kaddafi’nin katledilmesinden sonra abileri, Türkiye’yi kıyıdan köşeden de olsa unutmadı… Benim unutmayacağım şey ise petrol peşkeşini çehresi kızarmadan güler yüzüyle dillendiren devletli olacaktı.

Hümanizm ve demokrasinin yerleştirilmesi,gerçekte kukla yönetimler olan ve adına milli dahi diyebilecekleri halk egemenliği -bu durum NATO devletlerine verilen peşkeş ve taviz denmesi zor olan hainliklerden dahi anlaşılabilir-, batının beslediği iç savaşlarla geçen barış süreçleri, batının oradan oraya taşıdığı kalkınma-istikrar çizelgeleri ve daha niceleri… Bunlara tanıdık olan ve bir şeyleri öngörebilen sadece biz miyiz dersiniz? Göğsünde Ömer Muhtar fotoğrafıyla İtalya’ya giden Kaddafi acaba daha önce bunlar hakkında hiçbir şey düşünmemiş midir? İşte bu kitap kesinlikle düşündüğünün kanıtıdır. Tabi ki düşünmesi mi onu bu noktaya getirmiştir, yoksa bu noktalara daha önce gelindiğini görmesi mi ona bunları düşünmüştür, bunlar tartışılır. Ya da ister düşünsün, ister tecrübeli olsun, isterse de başkalarına anlatsın; öngörülü olması bu yaşananların önünü tek başına almasınakâfi gelmiş midir? Bu sorunun cevabını siz daha iyi biliyorsunuz elbet. Zira biz Müslümanlar(?) birbirimize gelen zararlara sevinerek buna alkışla ritim tutmaktayız. Lakin değil din bağı olmak, sadece maddi çıkar ilişkisi güden devletler dahi bu tür ahmaklıklara imza atmazlar. Yani Kaddafi’nin Arap Liderleri Zirvesinde dediği gibi: “Bu oda dışında ortak hiç bir şeyimiz yok.” Tabi ki Kaddafi sadece bunları anlatmadı, oyunun dışında seyirci kaldıkları sürece Saddam Hüseyin gibi sıranın teker teker kendilerine geleceğini de söyledi. Ve onun geleceğe dair bu ciddi kehanetlerine karşı dalga geçer gibi bir muziplikle gülenlerin başında Beşar Esad geliyordu. Ki idam edilen Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, ABD’nin bölgedeki isteklerini harfiyen yerine getirmiş ve bölgede oldukça güçlenmişti. “Güçlü Irak” zaman zaman Türkiye’ye kafa dahi tutabiliyordu. En iyimser tabirle bu bize gösteriyor ki, -dış destekli- gücün getirdiği gayri tabi hamaset ve istikrar, dünya sistemine dâhil olup güçlenme ve daha sonra bu dünya sistemine çomak sokma fikri, S. Hüseyin ile birlikte yerle yeksan oldu… ABD’nin bölgedeki arzularını tatmin eden bir başka kişi ise B. Esad’dı. Bu konuda İsmet Özel’in “Yeni Kana Yasa, Yenik Anayasa” panelinde sarf ettiği sözler hiç de yersiz değil: “…Beşar Esad kendisine yönelik Türkiye’deki muhalefet sebebiyle üç yıl önce şöyle demişti: ‘Ben Amerika’nın bana verdiği görevlerin hepsini yerine getirdim.’ Beşar Esad söylüyor bunu. ‘Ben Amerika’nın bana verdiği görevlerin hepsini yerine getirdim. Ama siz Amerika’nın anayasa görevini hâlâ yerine getirmediniz.’ Arşiv merakı olanlar bu sözleri bulabilir. Türkiye’yi yönetenlere bu tarizi Beşar Esad yapmıştı üç sene önce.”Şaşırtıcıdır ki şu sıralarda ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Suriye anayasası ile yeni anayasanın benzerlikleri tartışılıyor.

Peki, Kaddafi ABD adına ne yaptı? “Bu gün Allah için ne yaptın?” sualinden kendisini uzak tutanlar için bu sorunun ürpertici hiçbir yanı yok. Dikkatinizi çekerim, cevap değil, soru ürpertici. Cevap konusunda açıkçası iyi bir cevabı olan varsa benimle paylaşmasını dilerim. Benim bildiğim onlara karşı dik kafalılığı ve de Obama’ya oğlum demesinden başka pek bir şeyi yok.

Öyle veya böyle Kaddafi, Arap devletleri arasında istikrarlı bir şekilde yıllarca en fazla görevini devam ettiren isimlerin başındaydı. İçte ve dışta başkalarıyla oldukça mücadele etti ve diğer Arap liderlerini de dünyadaki gelişmeler hakkında adeta bir kâhin gibi uyardı. Fakat ne yaparsa yapsın dünya liderleri arasındaki farklı karizması, onu elem dolu bir sondan kurtaramadı… İşte bu yüzden, en azından tecrübe ve dünyayı algılayışı bakımından Kaddafi’nin bu kitabının faydalı olacağını düşünüyorum.

Nedir peki böyle bir liderin düşünceleri?

   Öncelikle sömürgeye, dolayısıyla emperyalist güçlere karşıdır kendisi. Bu yüzden “Afrika Afrikalılarındır” söylemini ondan duymamız ve kendisini Mandela gibi diğer Afrika liderleriyle aynı masada görmemiz şaşırtıcı değildir. Hakeza sömürülmekten iliği kurumuş bahtı kara Afrika coğrafyasında doğan ve dedelerinin başta İtalyanlar olmak üzere sömürgeci güçlere karşı koymasının hatıralarını anımsayan biri için, hele hele tarih bölümünü okumuş biri içinhiç de şaşırtıcı bir durum değildir bu. Sömürgecilere -batılılara- olan kitaptaki kininin altında kesinlikle bunu görebiliriz. Göreceğimiz başka bir şey daha varsa o da şüphesiz Kaddafi’nin günümüz sömürgeci güçlerini çözümlemesi olacaktır. Mesela emperyalist kuvvetlerle birlikte zikrettiği “demokrasi” gibi bazı kavramlar vardır: “Sömürgeci devletler… demokrasi adıyla birbirine düşman partiler oluşturmaya yönelirler.” Ve dahi kendisinin her fırsatta çattığı “Birleşmiş Milletler” gibi kuruluşlar da kitapta kendine yer edinmiş: “Sömürgecilerin, renkli halklara karşı üstün olduklarını iddia ettikleri bir zamanda, Birleşmiş Milletlerin çatısı altında eşitlik ilan etmeleri gariptir.”Bu hararetinin sadece sözlerle sınırlı kalmadığını BM’de sözleşme fırlatmasını izleyenler gayet iyi bilir… Ayrıca yine onların tavrında fark ettiği şeylerden bir başkası da “Emperyalizm, teknoloji ve yükseköğretime karşı cephe alır.” olmuştur. Çünkü kendisinin de ifade ettiği gibi sömürü basit bir iş değildir, ideolojisi ve metotları olan bir sistemdir. Mesela: “Emperyalizm… Ayrıca geri kalmış ülkelerin servetlerini dağıtıp heba etme ve bu ülkelerin gelişmelerini engelleme rolünü oynayan gerici hükumetleri de korumasına alır… Öyle ki vatanına ve vatanının değerlerine inanmayan bir nesil meydana çıkar.” Dünya vatandaşı olmaya can atan veya ülkesi adına vatanperverlik yapıyorum derken bilinçsizce emperyalist güçleri destekleyen nesiller gibi… Dikkat ederseniz Kaddafi sadece fiziki bir gelişmişliği, istikrarı kastetmiyor, aynı zamanda insan kaynağının da kaybedilmesinden bahsediyor. Bu sözler, yüzyıllardır ülkesinde dışarıdan ve idarecileri tarafından yapılan her türlü gayri İslami değişim ve hukuki zeminin hazırlanmasına şahit olan Müslümanların kulağına küpe olmalıdır. İslami bir hayatın yavaş yavaş geleceği vehmine kapılan insanlar, torunlarını hiç de öyle bir noktada bulmayabilir. Böylece vatanın, diğer vatanlardan (ABD’den), vatandaşların (Türklerin) diğer vatandaşlardan (Amerikalılardan), vatanperver insanların da sadece orada doğduğu için vatanperver olan diğer insanlardan farkı kalmaz.

Emperyalizm karşıtlığı dışında Kaddafi’nin kitapta bahsettiği ve dayandığı üç saç ayağından ilki sosyalizmdir. Kendisinin bahsettiği gibi “Sosyalizm… Yani toplumun çıkarını savunan düzendir.” Çünkü “Kapitalizme taraf olmak, atom bombasına taraf olmaktır.” Fakat böyle söylemesi sizi yanıltmasın, kendisi aynı zamanda komünizme de karşıdır ve sosyalizmi hiçbir şekilde komünizm gibi telakki etmez. Onun kastı daha çok devlet-halk, halk-halk ilişkisine binaendir. Tabi ki Libya’daoğlunun oynadığı takımdan başkagalip takımın olmaması söylentisi Kaddafi’nin sosyal düzenine halel getirir mi, orasını bilmiyorum.

Kaddafi’nin siyaseten dayandığı bir başka unsur ise Arap milliyetçiliğidir. Fakat bu konuda basiretliliğini gösterip kendisini ve milletini Avrupa’nın milliyet anlayışından beri tutmuştur. Onun milliyet anlayışı daha çok Arap kültürü çevresinde gelişir ve söylediğine göre diğer milletlere karşı bir ayırımcılık beslemez… Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır’dan sonra Arap milletlerinin başkanlığına kollarına sıvaması bu açıdan manidardır. Fakat kendisi ne beklediği desteği diğer Arap ülkelerinden alacaktır ne de Libya ve Mısır’ın içinde bulunduğu Arap devletlerinin birleşmesi projelerini hitama erdirebilecektir.

Ve Kaddafi’nin kitapta bahsettiği üç saç ayağından sonuncusu da İslam’dır. Elbette Kaddafi’nin açık bayan korumaları gibi misaller Kaddafi’nin İslami söylemlerine oldukça gölge düşürmüştür. Lakin kendisi Libaya’yı küresel bir stratejiye taşıyacak olan yegâne şeyi İslam olarak görür. İnşallah İslam’a olan intisabı bundan daha fazlasından dolayıdır… Ayrıca kitapta İslami söylemler yer alırken bizim de hiç yabancı olmayacağımız “laiklik aslında şudur, İslam’da da vardır, İhvan-ı Müslimin hareketi…” gibi laflar da edilmiştir. Bu yüzden yer yer hiç de yabancılık çekmememiz olağandır.

Ve son olarak Filistin meselesini destekleyen ve bu konuda ataletlerinden dolayı diğer Arap devletlerine çıkışan Kaddafi, oraya gönderilen her Yahudi’nin önceki ülkesine döndürülmesini bir çözüm olarak sunmuştur. Çünkü kendisinin de belirttiği gibi, Yahudiler orada batının birer maşasıdır.

The following two tabs change content below.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
2 Kişi oy verdi
Ortalama puan: 5,00.
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...
430 kişi tarafından okundu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir