Dionysos Dithyrambları – Friedrich Wilhelm Nietzsche

iç-kapakBu gün ele alacağımız felsefi derinlikteki eser;2005 yılında Türkiye’de “Gün Yayıncılık” tarafından bastırılmış bulunan,Orhan Tuncay’ın mütercimliğiyle Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin şiirlerinden müteşekkil 79 sayfalık “Dionysos Dithyrambları” adlı şiir kitabıdır. Eserin Almanca asıl ismi ise “Dionysos-Dithyramben”dır.

Kapağından da anlaşılacağı üzere kitabın tasarımında şatafattan oldukça kaçınılmış, göz yormayan ve kafa karıştırmayan bu sadelik kitabın içine de aksettirilmiş. Fakat kitabın başlığının altına parantez içinde “şiir” yazmak, arka kapakta yayın evinden çıkan diğer kitapları okura arz etmek ve bununla yetinmeyip bir başka sitenin reklamını vermek, hem kitap tasarımı noktayı nazarından hem de ticari kaygıları su üstüne çıkarması bakımından hiç hoş durmamış. Böyle şeyler illa olacaksa, sadece kitabın son ve iç sayfalarında olmalı. -Ki kör göze parmak, orada da verilmiş!- Bunun haricinde hem Almanca hem Türkçe olarak karşılaştırmalı derç edilmiş eserde, her iki kısmında birbirine karışmasından imtina edilmiş ve şiirdeki hangi kısmın tercümede nereye tekabül ettiği güzelce ortaya konulmuş. Edebi eserlerin, bilhassa şiirin tercümesindeki zorluk, daha doğru ifadeyle bunun mümkün olmayışı sıkıntısı, şiirlerin böyle karşılaştırmalı bir şekilde sunulmasıyla hafifletişmiş. Böylece, dileyen ve her iki dili de bilen kimse, bu şiirlerin tadını ayrı ayrı alabilir. Evet, şiirler her ne kadar birbirine yakın olsa da Türkçesi artık ayrı bir duygu ve manayı ifade eder… Almanca olan kısmın karşı sayfada Türkçe hangi satıra tekabül ettiği ayarlanırken her iki tarafta da yazının boyutu korunmuş, bu sayede okumayı zorlaştırmayarak tasarımda başarı elde edilmiş. Binaenaleyh, sayfa israf edilmeksizin bütünüyle kullanılırken içerik sıkış tepiş, üst üste binmemiş.Lakin, maalesef ki bu durum dahi büsbütün tasarımı kotarmaya yetmemiş. Zira tasarımı, tasarlamak kadar baskının niteliği de etkiler. Eğer elimdeki kitap gibi bir kitabın, bir kısmı ayrı bir kâğıttan, diğer kısmı ise başka renkte bir kâğıttansa ve o kitap sahte olmadığına dair denetim pulutaşıyorsa, bu kesinlikle çok şeyi değiştirir; velev ki yazıları hala okunaklı olan böyle bir kitabın muharriri Nietzsche olsun. Bu yüzden tasarım ve baskı kalitesi bakımından pek iyi bir şey diyemeyeceğim…

Anladığım kadarıyla, tercümede ekseriyetle birebir çeviriye sadık kalınmış ve bu her ne kadar o hissiyatı, o ruhu, o manayı okura aksettirmeyi zorlaştırsa da kelimelerin az çok karşılık bulmasına sebebiyet vermiş. Yine de lafı dolandırmadan söyleyeyim: Açıkçası çevirisi hoşuma gitmedi. “Çöl Büyür; Vay Haline İçinde Çöl Saklayanın.” demekle, iş bu kitapta olduğu gibi bunu “Çöl Genişliyor: Çölü Sığınak Kabul Edene Çok Yazık.” demek arasında dağlar kadar fark var. Ya da “En ağır yükü aramıştın: işte, kendini buldun, şimdi de atamıyorsun kendini sırtından…” demekle “En ağır yükü aradın ve kendini buldun- bu senin atamayacağın bir yük…” demek arasında bariz farklar var. Ama yine de bu konuda haksızlık etmeyelim, şiiri tercüme etmek gerçekten kolay bir iş değildir! Fakat esas metnin, yani Almanca olan kısımların yanlış yazılmasına ne demeli? “Verkünden” dikkatsizlikten mi bilinmez “verküden” olarak yazılmış ve “schweigend” olması gereken şey “schweight” olarak yazılmış!Tabi bunların kitabın başka köşelerinde bulunduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Bunlar sadece bir dörtlükte geçen kelimeler. Aynı sayfada ise benzer hatalar görülmeye devam ediyor, mesela“sonset” ise “sonst” olmalıydı… Bu tür yazım hataları haricinde, metinde eski-yeni Almanca’nın farkından kaynaklanan günlük dile yakın söz dizimi farkları da var. Mesela hab-hab’ yani günümüzde “habe”, höh-höh’ yani “höhe”, würd-würd’ yani “würde” ve günümüzde “Wervieleinst ‘zu’ verkünden hat” olması gereken yer “Wervieleinstverkünden hat” olması gibi. Tabi ki bu, kitabı basanları ilgilendiren bir şey değil, oysa bunu belirtmeleri kitaba çok şey katardı…

“Nah hab’ den Nächstenichnichtgerne:
Fort mit ihm in dieHöh’ undFerne!
Wiewürd’ er sonstzumeinemSterne?”

“Hoşlanmıyorum yanımdaki komşumdan
Yükseklere gitsin yanımdan!
Olamaz ki başka türlü yıldızım benim.”

“ Wervieleinstzuverkünden hat
Schweigtviel in sichhinein,
Wereinst den Blitzzuzünden hat,
MußlangeWolkesein.”

“Günün birinde çok fazlasını açıklayacak ola
Kendisi içine dalarak oturur sessizce
Günün birinde şimşekleri çaktıracak olan
Bulut olmalıdır uzunca süre.”

iç-görselİçerikte şiirin haricinde eser ve yazarın münasebeti üzerinde durulmuş. Nietzsche’nin hangi süreçte bu kitabı şekillendirdiği ve yazarın hayatı boyunca kat ettiği şiir serüveninden güzelce bahsedilmiş. Yine aynı şekilde mezkûr şahıs ve kitap hakkında felsefi meseleler aktarılmış. Kitabın sonunda ise titizlik ve nezaketle her şiir için ayrıayrı araştırma gereken notlar düşülmüş.Ama bütün bunları yaparken kullanılan dil, birçok Türkçe(?) felsefe kitabında -hususiyetle felsefe kitaplarında- görebileceğiniz “ne idiğübelürsüz” kelimelerden müteşekkil bir lisana ait. Ussal, ideogram, istem, imgesel, anıştırma gibi -kendi özünde olsa dahi- dilimize farklı şekillerde yamanmış kelimeler mevcut. Fakat dilimizin bu duruma getirilmesinden ne bu kitabı basanları ne de felsefe okuyanları suçlamak doğru olmaz. Çünkü ben dahibunun tesirinde kalmışım, bu uydurulmuş dile icbar edilmişiz… Hususiyetle felsefi eserlerde ifade ve kast edilen şeyi karşılamak için münasip kelimeleri iyi seçenler, benzer kelimeler arasındaki farkları bilenler, elbet bu işte en ön sırada olacaklardır. Bu da Türkiye gibi bir yerde en iyi felsefe eserlerini yayımlama ve yazmanın ipuçlarından biri… Bir başka dili öğrenebilmemiz ve onu kendi dilimize çevirebilmemiz için önce kendi dilimizi iyi bilmekte fayda vardır…

menuElbet bir şiiri anlamak için, o şiiri hemen anlamak gerekmez. Ama kesinlikle daha önceden bir şeyleri anlıyor olmak gerekir. Mesela en basitinden, Nietzsche’nin bu şiirlerini anlamak için önceden onun “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabını okuyup anlamak çok daha faydalı olacaktır. Zira bu şiirler de o kitabın coşkusuyla kaleme alınmış ve Nietzsche’nin keçileri kaçırmadan önceki ömrünün son demlerinde kitaplaştırılmıştır… Bu yüzden şiir, önce şiir olması hasebiyle, sonra ise anlamak için okunabilir. Kitabın başlığından da (DionysosDithyrambları’ndan da) anlayacağımızgibi bu önce bir sezgi -his ile beraber yol alan feraset- işidir. Her ne kadar Homeros bir tanrı olarak kabul etmese de esasen Grek tanrılarından sayılan Dionysos, Nietzsche’ye göre varlığın özünü his ile kavramayı, onunla hem hal olmayı sağlar. Apollon ise bu kavranan şeyin ortaya konmasında, ona biçim verilip ifade edilmesinde rol oynar. Nietzsche’nin dediklerinden anlaşıldığı kadarıyla bu ikisi, -birbirleriyle uyumlu oldukları kadar aynı zamanda çatışarak da, hatta Nietzsche’ye göre bilhassa çatışarak- sanatın ve estetiğin anlaşılmasının temelidir. Bu mücadele ve -sanatta olduğu gibi- insanın içinden gelen karşı koyma tam olarak Nietzsche’nin Dionysos dediği şeydir:

“En tuhaf ve zor sıkıntılarda bile yaşama “Evet” diyebilmek, en yüksek şahsiyetlerin kurban edilmesinde bile, kendi tükenmezliğinden sevinç duyan yaşam istemi –Dionysosça dediğim şey işte bu.”

Yine başlıktan çıkardığımız kadarıyla Nietzsche şiirlerini bu sanat yoğunluğuna ve -pek muzip olan Sokrates düşmanlığına varacak kadar- çok sevdiği trajediye göre ele almıştır. Zira trajedinin ortaya çıkışı Greklerin Dionysos’a tapınma ayinlerine kadar götürülür ve Dithyramblar denen şey, Dionysos için söylenen ilahi-şiirlerdir. Gelgelelim Nietzsche’nin şiirlerinde sadece bu yoktur, o, ölü bir Alman cesedi kadar ciddidir ve Almancanın o hararetiyle oldukça keskin ve sert sözler sarf eder. Yine de bunu yaparken şiirin ritminden hiçbir şey eksiltmez. Her ne kadar ilk şiirleri daha nizami iken sonraları nesire yaklaşmışsa da güçlü ses uyumu ve iç içe girmiş istiareler kendini bir şekilde korumuştur. Fakat bu ustaca durum Nietzsche’de o hale gelmiştir ki “Böyle Buyurdu Zerdüşt” gibi nesir bir eser, buradaki şiirlerden sadece mana olarak değil, ses olarak da farksız kalmıştır. Bu yüzden bunları sadece şekilleri bakımından nesir ve şiir olarak ayırmak mümkündür. Yoksa burada köylü bir ozan yahut ezbere sürekli aynı kalıplarla konuşan hatip kafası yoktur.

“Eğer kendimizi seveceksek, önce kendimizden nefret etmemiz gerekmez mi?” – “Mußmansichnichterst hassen, wennmansichliebensoll?”

rozetler

The following two tabs change content below.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
4 Kişi oy verdi
Ortalama puan: 4,00.
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...
2.773 kişi tarafından okundu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir