Biz Kimiz?

Bizler ki aldırmayız kayıklara binene!

Biz kimiz? Nasıl oldu da kimliklerin sorulduğu bir soruda aynı cevapta bir araya gelebileceğiz? Bunu hep beraber görelim. Ben gücüm yettiğince işaret edeyim.

Bizler modern zamanların âdemoğulları olarak modern zamanın türümüze biçtiği anlamlardan beriyiz. Zira bu anlamlar bizi ifade etmeye güç yetirir şeyler değildir. Mekanik insanlar için mekanik tanımlar yeterlidir. Ya kalbi kuş gibi olanlar; onlar hangi kelimelerle yakalanabilir?

Bizler gerçeklerin gidişatından ötürü doğrularımızı eğip bükenlerden değiliz. Vahye muhatap olmaklığımız bizi; doğruyu çelinik bir akılla bulup büyük bir öfkeyle kabul ettirmek yanlışından kurtardı. Aklımız vahyi kavradığı ölçüde işe yaradı ve yarayacak.

Bizler bir avuç arkadaşız ki; insana ve tabiata bakışımız ve Allah’a olan bağımız aynı yerdendir. İnsana ve tabiata baktığımız yer bize harika bir manzara vaat ediyordu. Ancak karşılaştığımız külden ve kemikten ibaret oldu. Ve ölü dallardan. Sebebini sorduk. Sormaya devam ediyoruz. Burası bizim sorularımızın yeridir. Sorgularımızın vardığı şeylerin yeri. Burayı herkese açtık. Bir sorgu ona katılan dürüst insanların çokluğuyla çözülür. Her insan kendi ve bir diğer insan için bir sorudur. Ve yine içinde bir cevabı barındırır. Münazara da nazarla yani göz ile olur. Görünün kardeşler. Arz-ı endam eyleyin. Belki önce kelimelerinizle.  Yalancılar ise hiç burayı karıştırmaya kalkmasın. Çünkü bizler o kadar aldatıldık ki dünyanın bütün yalanlarını ezbere biliyoruz; tanıyabilmek için.

Bizi birbirimizden kaçamayacak hale getirense Allah’a bağlandığımız yerdir. Kaçışların yalnızca mahvoluş olduğu o yerde kurtuluş elbette Allah’ın aklımıza ve kalbimize mukayyet olduğu sürecedir.

Allah bize kalem ile yazmayı öğretti. Ve bunu yüce kitabında ifade etmeye değer buldu. O halde bizler bu öğretiye sımsıkı sarılıyoruz.  Bu sarılış alışıldık ve sıkıcı görünüyorsa var olan eğlencenin tadını çıkarın. Kaleme sarılıyoruz çünkü bu savaşta yer alan bütün diğer silahlar düşmanlarımıza ait. Ve bunlar yalnızca kendi zorbalıklarıyla işe yarayacak şeylerdir. Onların ellerinin ürettiğinin bizim elimize kirden ve kandan başka ne bulaştırması beklenebilir?

Biz yürekli insanlarız. Yürek sahipleri sevmeyi ve nefret etmeyi bilmelidir. Çünkü sevgi ve nefret yürekten taşacak kadar çoğalabilir. Neyi, nasıl ve ne kadar sevmemiz gerektiği aynı şekilde neyden, nasıl ve ne ölçüde nefret etmemiz gerektiği bilgisine sahip olmalıyız. Ayrıca sevginin ve nefretin ne olduğunu da bilmeliyiz. Bağrımızdakini tanıyalım ki; bağrımızdakini hangi toprağa saçacağımızı bilelim ki ağacımız tatlı meyveler versin yahut da bağrımızdan patlayan, şarapnelinin dosta mı düşmana mı vuracağını bilebilsin.

Bizler bu niyetlerle; düşmeyi bir türlü sindiremediğimiz bu dünyadan mümkün olduğunca yükselip de ayrılmak derdindeyiz. Şartlar ne olursa olsun durum neyi gösterirse göstersin ümitsizliğin haram olduğu bilgisiyle helal ve temiz olan ümitlere talibiz. İmkânlar verilen kararlarla yaratılıverir.

Vaziyeti görmeye çalışıyoruz; Allah gözümüze nur versin.

Aklımızı doğru kılmaya gayretliyiz; Allah onu şaşkına çevirmesin.

Kalbimizi sakinleştirmeyi diliyoruz; Allah onu dini üzere sakin kılsın.

Dilimizi mademki koparıp atmadık; Allah onu her daim hakikati söylemeye memur eylesin.

Âmin.