Yöneticilik Dersleri Mustafa Özel

mstHalihazırda üniversitede kendisinin öğrencilerinden biri olarak Mustafa Özel’in idari bilimler konusundaki uzmanlığını yakından biliyorum. Nitekim böylesi birinin “yöneticilik dersleri” adlı kitabını görünce içinde muhakkak kayda değer tecrübeler dersler ve tespitler vardır diye düşündüm ve kütüphaneme bu kitabı ekledim. Kendisi bir keresinde derste, şu anda İslam dünyasının en büyük sorunun teknolojiden uzak olmak savaşlar kaynaklar vs. değil sağlam bir idare, yönetim veya tam kökeninden terimsel ifadesiyle “management” eksikliği olduğunu vurgulamış Osmanlı ve Selçuklunun yükselişini askeri başarıların değil vezirlerin ve devlet bürokrasisinin bir idari başarısı olduğunu vurgulamıştı ve örnek olarak Nizamülmülk’ü vermişti . Mustafa Özel şu anda Şehir üniversitesinde önemli bir isim olmakla beraber Türkiye’deki Müslüman finans ve ticaret sektörünün önemli isimlerindendir veya isimlerindendi. Beş fasıl ihtiva eden kitabı incelerken biz de bu fasıllarla beraber ilerleyeceğiz ve kendi argümanlarımızı Özel’in argümanlarıyla karşılaştırıp bir incelemede bulunacağız. Baştan belirtmekte fayda var, bu yazı bir inceleme, değerlendirme yazısıdır özet değildir.

 1.Fasıl: Değer’li Yöneticilik

Bu fasıl’da yazar tecrübelerini ve örnek aldığı şahsiyetleri metinleri vurgulayarak yöneticilik felsefesini okurlara açıklamıştır. Bu fasılda en çok dikkatimi çeken nokta Aliya izzet begoviçin idari bir deha olduğundan bahsederken Aliya’dan yaptığı alıntılar olmuştur. Biri şu şekildedir:

“Diktatörlük günahı yasaklasa bile ahlaksızdır, demokrasi günaha izin verse bile ahlaklıdır. Ahlakilik özgürlükten ayrılamaz. Ancak hür fiil ahlaki fiildir”

Baskıya uğrayan müslümanlar yeri gelmiş destansı mücadeleler vermişlerdir buna elbette kimsenin diyecek bir şeyi olmaz. Ancak fiiller şahsiyetler yüce olasalar dahi prensipleri köreltmeye başladıklarında orada dur demek her prensip sahibi insanın vicdani bir sorumluluğudur. Biz müslümanlar olarak Kendi topraklarımızda zulüm gördüğümüzde, egemenlik bilincimizin büyük ölçüde kaybolmuş olmasıyla bize zulmedenlere anlayacakları dilden bir mücadele yerine global kültürün konforlu prensiplerine sığındık. “Başörtüsünü yasaklayamazsın” demek yerine “başörtüsü takmak temel hakkımız” dedik ve bize bu baskıyı gösterene yetkiyi vererek onlardan hakkımızı vermesini istedik. İkinci bahsettiğim hak isteme şıkkı artık kimsenin dikkatini çekmiyor çünkü artık her yerde bu konuşulur oldu halbuki biz böyle yaparak bütün argümanlarımızı çöpe atmış oluruz. Teorik olarak birisinin Sultanahmet Camii’sine uygunsuz bir kıyafetle girmesi bizim artık şikayetçi olabileceğimiz bir konu değil çünkü bu onların “hakkı” aksini yaparsak da tutarsız veya yalancı olmuş oluruz. Bu alıntıda da Aliya izzetbegoviçin demokrasi konusundaki sözleri ve Özel’in onu destekler ifadeleri bu zulüm ve baskı konjonktüründe sığınılmış bir limandır. Ve bu liman bizim prensiplerimizi geleneklerimizi dönüştürüyor kimliğimizi mahvediyor. Artık bu coğrafyaya, ve dinimize uygun bir toplum, şehir ve yönetim kurulduğunda halkın değil layık olanların ülkeyi yönettiği bir rejimde adımız diktatörlüğe çıkacak ve demokrat olmamak suçlanası bir şey haline gelecek, esasında geldi bile. Sonuç olarak ne olursa olsun prensiplerimizden vazgeçmemeliyiz.

İlk fasılda bir dikkate değer husus da yönetimin paylaşılması gerektiği mevzuunda Özel’in Kitab-I mukaddesten yaptığı bir alıntı olmuştur. Alıntı Hz. Musa (a.s.) Ve Kayınpederi Hz Şuayb (a.s) arasında geçen bir diyalog ve yönetim bilimleri açısından kayda değer bir ders taşıyor :

“Ne zaman bir sorunları olsa, bana gelirler. Ben de taraflar arasında karar veririm; Tanrı’nın kurallarını, yasalarını onlara bildiririm.
17 Kayınbabası, “Yaptığın iş iyi değil” dedi,

18 “Hem sen, hem de yanındaki halk tükeneceksiniz. Bu işi tek başına kaldıramazsın. Sana ağır gelir.

19 Beni dinle, sana öğüt vereyim. Tanrı seninle olsun. Tanrı’nın önünde halkı sen temsil etmeli, sorunlarını Tanrı’ya sen iletmelisin.

20 Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.

21 Bunun yanısıra halkın arasından Tanrı’dan korkan, yetenekli, haksız kazançtan nefret eden dürüst adamlar seç; onları biner, yüzer, ellişer, onar kişilik toplulukların başına önder ata.

22 Halka sürekli onlar yargıçlık etsin. Büyük davaları sana getirsinler, küçük davaları kendileri çözsünler. Böylece işini paylaşmış olurlar. Yükün hafifler.

23 Eğer böyle yaparsan, Tanrı da buyurursa, dayanabilirsin. Herkes esenlik içinde evine döner.”

 24 Musa kayınbabasının sözünü dinledi. Söylediği her şeyi yerine getirdi.

25 İsrailliler arasından yetenekli adamlar seçti. Onları biner, yüzer, ellişer, onar kişilik toplulukların başına önder atadı.

26 Halka sürekli yargıçlık eden bu kişiler zor davaları Musa’ya getirdiler, küçük davaları ise kendileri çözdüler.”

Kitab-I mukaddesten olan bu alıntı peygamberlerin dahi yüklerini halkla paylaşması gerektiği kabilinden bir örnektir. Esasında bu örnek daha çok peygamberlerin halka idari ilmi de öğrettiği dersini ihtiva eder ve buradan aynı zamanda idarenin de bir ilim olduğu ortaya çıkar. Bu babın içindeki ayetlere de yakından bakarsak idarenin en temel prensiplerinden üç şey görüyoruz. Bunlar ilkeli olmak ,layık olanları seçmek ve sonuncusu ise organizasyon. Bunlar, Dini bir faaliyetin dahi gerektirdiği ve sünnetullahın cüzlerinden olan idari hikmetlerden en önemli üç maddesidir.

Yazar bu fasılda Webere de genişçe yer ayırmakta olup düşüncelerinin önemini vurguluyor, anadolunun çalışkan ve imanlı müteşebbislerini protestanlara benzetiyor, ve yer yer Weber’i de eleştiriyor.

2.fasıl: Liderlik vizyonu

arayaYönetici, patron ve lider…Yüzyıllardır siyaset namelerden tutun şimdi bu konular hakkında yazılan makalelere kitaplara kadar yüzlerce eserde tartışılmış konulardır. Zamanında ey oğul şöyle olasın diye liderlik vizyonu çizen bilgelerin yaptığı işi şimdi başkaları üstlendi. Ne kadar başarılılar bu tartışılır ancak dünya çapında baktığımızda bir organizasyonu (devlet, şirket, vakıf) yokluktan, sürünmekten ayağa kaldıran liderler olmuştur ve pek çok kez onların başarı hikayelerini okumuşuzdur. Bu başarı hikayeleri bize aktarılırken genelde “şöyle yapmak şirketlerde verimli oluyormuş” diye sığ cümlelerde aktarılıyor. Halbuki organizasyonlar çağında yönetmek felsefeyle yapılan bir şey haline geldi. Şu anda dünyada 7 milyar insan 200 devlet  binlerce şirket bakanlık vakıf kulüp var. Bunları yönetmek elbette bir usül ve ilim gerektiriyor. İşte bu yönetim ilimleri bir felsefeye dayanıyor çoğu zaman hatta zaman zaman bu yönetim biçimleri ideolojik bir kliğe dönüşebiliyor, tıpkı kitapta bahsedilen Hondaizm gibi. Elbette bu yönetimlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey bir liderdir. Özel bu fasılda en çok liderlerden ve liderlik kavramından söz ediyor. Her ne kadar lider doğulur mu olunur mu tartışmasına değinse de bu konuya fazla girmiyor ve orta yolu buluyor : “Her an bir yerde liderlik potansiyeliyle doğmuş insanlar vardır, bizim çalışarak elde edeceğimiz şey liderleri ortaya çıkaracak ve onları potansiyelleriyle buluşturacak ortamı ve eğitimi sağlamaktır” diyor yazar çeşitli filozoflardan alıntılar yaparak. Liderlik kavramına bakış elbette lidersiz olmaz. Kişi örnekleri verirken koreli ünlü bir iş adamını ve siyaset adamını örnek veriyor. İlk örnekte  temel mesele insanın sevdiği hayalini kurduğu şeyin peşinden koşması ve şartların kötü olmasının bir önem arz etmediğidir. Tabi bu koreli iş adamından bahsederken –kendisi daewoo’nun kurucusu oluyor- sanki her şey bir anda olmuş bilmiş gibi anlatılıyor. Elbette insan sevdiği işi yapmalı ancak örnek aldığımız hikayelerin ayrıntılarını es geçerek anlatırsak bu hikaye bizi yanlış yönlendirebilir. Bu şirketin büyümesinde elbette çevresel faktörler de çok etkili olmuştur. Nitekim Kore’den söz ederken ABD’den ve onun teşviklerinden de bahsetmiş oluruz. İkinci örnek ise siyasetçi ve eski alman başbakan Helmut Schmidt. Schmidt’ten alıntılar yapıyor yazar ve Schmidt daha çok bir şirketi yönetmekle bir devleti yönetmenin birbirinden farklı şeyler olduğunu söylüyor. Bir devleti yönetirken ister istemez karizma ve duruş ön plana çıkıyor ama bir şirketi yönetirken yönetim kurulu masasında marifetlerinizi sergileyebilirsiniz diyor. Bu fasıl’ın girişi hakkında genel bir bilgi verdikten sonra bu mevzuda en çok dikkatimi çeken hususa geçmek istiyorum. Bu husus ise biz müslümanların Efendimizden bu yana ashab-I kiram ve alimler aracılığıyla idari ilim konusunda ne kadar büyük bir geleneğimizin olduğudur. tasBugün Japon idare sistemi ders kitaplarında verimli yönetim biçimleri olarak okutulurken aynı prensipler veya daha gelişmişleri daha kapsayıcıları bizim siyaset namelerimizde mevcut. Liderlik mevzunun bir topluluk için ne kadar önemli olduğundan bahseden bir düşünür iki kişinin belki kendi arasında anlaşabileceği ancak üç kişiden sonra mutlaka bir liderliğin tesis edilmesi gerektiğini söylüyor. Biz bunu biliyorduk zaten demek istemem yine ama bunu efendimiz (Sav) bu konu hakkında müslümanlara şöyle söylemişti : “üç kişi olduğunuzda aranızdan birini imam seçin”. Yönetimin ve liderliğin bir usül ve ilimle yapılması gerektiğini defaatle vurgularken yazar da teknolojik üstünlüğün değil yönetimin rekabet arenasında kuruluşları öne geçirdiği gerçeğini göz önünde bulundurarak örnekler veriyor. Karlarını çok kısa sürelerde 20-30 katına çıkaran şirketlerden bahsederken bu şirketlerin piyasaya girdiklerinde çok güçlü rakipleri olduğunu ve kendi alanlarında çok fazla iflasların bulunduğunu ifade ediyor. Ancak bir şekilde bu şirketler aralarından sıyrılıyor ve alanlarında zirveye ve hepsinin ortak özelliği güçlü bir sermayeleri veya teknolojileri olması değil çok verimli ve etikili bir yönetim anlayışlarının olmasıydı. Nitekim en çarpıcı örnek ise xerox’a ait. Xerox ilk defa fotokopi ve yazıcı makinelerini üreten şirket vu 1959’da kurulduğundan yıllar sonra dahi piyasanın %90’ına hakimdi ancak bugün yazıcı ve fotokopi sektöründe adından söz ettirse de önünde çok daha fazla marka var. Bu da teknolojik üstünlüğün veya sermayenin değil stratejilerin ve yönetimin etkili olduğunu gösteriyor. Liderlik mevzuundaki geleneğimizden yukarıda söz etmişti. siyaset namelerimiz çoğunlukla efendimizin vefaatından sonra devletler kuran devletler yıkan ashab-I kiram ve onlara tabii olanlardan geliyor. Kadim idarecilik maddelerimizden bugün dünya çapında en çok tutulanlardan birkaçını aktarmak istiyorum:

  • Halka karşı nezaket ve sevgi besleyin, başarı onlara sert çıkmakla gelmez.
  • Memurlarınıza yeteri kadar maaş verin
  • Memurlarınızı denetleyin
  • Vaadettiklerinizi gerçekleştirin

Son olarak bu faslı bitirirken bir maddeyi eklemek ve bu maddenin ihtiva ettiği anlamın günümüzdeki karşılığını bulmayı size bırakmak istiyorum

“Yaptıklarınızı olduğundan çok gösterip onlarla da övünmekten sakının”

 Devamı gelecek…

genel

The following two tabs change content below.

Ahmet Güder

Latest posts by Ahmet Güder (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir